Menü
       Ana Sayfa
       Forum
       Dosyalar
       Dökümanlar
       Üyeler
       Önerilen Siteler
       Arama
       Hakkımızda

En Çok Okunan 10 Döküman
 
1 HÛTAME 1768
2 Satranç Dersleri 3 1724
3 İÇLİK 1717
4 EY TALİP 1712
5 Satranç Dersleri 6 1681
6 SATRANÇ DERSLERİ - 1 1667
7 Satranç Dersleri 4-5 1664
8 AMAROK 1575
9 Satranç Dersleri 8 1561
10 Satranç Dersleri 7 1434
 

Son Eklenen 10 Döküman
 
1 BAHŞI 309
2 HAVA-SIZLANMA 341
3 ÖLÇÜ-KADER 486
4 ISSIZLIĞI ÜNLEMEK 650
5 ÇEVRE BENİM 721
6 ÇEVRE ve ŞEHİR 914
7 BAYRAMINIZ BAYRAM 1080
8 HÛTAME 1768
9 Satranç Dersleri 8 1561
10 Satranç Dersleri 7 1434
 


En Çok Bakılan 10 Dosya
 
1 Göğekin 1490
2 HAVA-SIZLANMA 327
3 İlhami Çiçek - Münze 152
 

Son Eklenen 10 Dosya
 
1 İlhami Çiçek - Münze 152
2 HAVA-SIZLANMA 327
3 Göğekin 1490
 
MERHABA

Merhaba Sevgili Okuyucular,

İnsan; hayatı anlamlandıran kavramların toplamıdır. Aşk, sevgi, emek, değer, paylaşmak, cennet-cehennem vb.. Öleceğini bilen tek canlı insanın ömrünü hayat yapan şey, içini doldurduğu kavramlardır. Gözümüzü açtığımız dünyayı algılamak, öğrendiklerimiz ve tanık olduklarımızı anlamlandırarak bizden sonraki kuşaklara aktarmak bizi insan yapan özelliklerimizdir. Hayatın merkezine insanı koyan bir anlayış sınırlarımızı belirliyor.

İletişim araçlarının yaygınlaşması ve kullanım kolaylığı, hayatın karşımıza çıkardığı zorluklara karşı gösterdiğimiz tepkilerin kamuoyunda internet aracılığı ile paylaşılma fırsatı veriyor. Bu site duyargaları açık, insanla ilgili, insani olan değerlerin paylaşılarak çoğaltılması için kuruldu. Kanaatleriniz, görüşleriniz bizim için önemli, çünkü emeğin yeryüzünde kutsanması adına gösterilen gayretleri dillendirilen site olmak varlık nedenlerimizden biridir.

Eğitim, tarih, edebiyat, şiir, roman, hikâye, mizah, senaryo ve güzel sanatların her türü takipçilerimizin katkısıyla herkesin kullanımına sunulacaktır. Zaman içerisinde sanatın bütün dallarında doyurucu yayın yapmak ve hayatı yaşanılır kılma mücadelesine karınca kararınca katkı sunmak bizi mutlu edecektir.

Ağabeyim şair İlhami Çiçek’in adına 1990 yılında bastırdığımız göğekin kitabını siteye üye olanların indirme fırsatı olmasının yanında, bugüne kadar şair hakkında bilinmeyenlerin, aile olarak, edebiyat tarihine girmesi ve gelecek kuşaklara doğru anlatılması için, hakkında yayımlanan her türlü yazı, metin, şiir vb.. yayımları da bulabileceğiniz bir dosya hazırlıyoruz. Zaman zaman merhum şair hakkında yayıma hazırlamaya çalıştığımız kitabın içeriğinden parçalar da paylaşıma sunulacaktır. Şair hakkında elinde belge, bilgi, resim ve her türlü metin bulunan site takipçileri bunları gönderirlerse katkılarını kamuoyuna duyurmaktan memnun olacağız.

Cumhuriyet dönemi eğitim tarihinde önemli bir kurum olan Köy Enstitülerinin, 1950 mezunu olan, eğitimci, babam öğretmen merhum Kemal Çiçek'in hayat hikayesini ileride yayımlayacağız. Aynı zamanda Doğu Anadolu insanının makus talihini sabırla ve ilmek ilmek örerek yenmek için nasıl mücadele verdiğini okuyacağız.

Yarım yüz yıl önce vefat eden, Erzurumlu şair Ali Özden’in Doğu Anadolu'nun ücra beldelerinde Sağlık Memuru olarak çalışırken, tanık olduğu olaylar ve insanların dramlarını, türk edebiyatının en müstesna dalı olan hiciv türünde yazdığı şiirlerle anlattığı kitabını bölgede alan araştırması yapan tarihçilere de kaynak olacağı inancıyla yayımlıyoruz.

Zaman içerisinde kamuoyu gündemindeki konularla ilgili anketler düzenlemek, sonuçlarını paylaşmak sizlerin katkısı ile gerçekleşecektir.

Sağlık ve esenlik diliyoruz.

Mehmet Latif Çiçek

SON EKLENEN YAZI
BAHŞI

Yazı serüvenine uzun bir zamandır, elde olmayan nedenlerle ara vermiştim. Yazma eyleminin aynı zamanda güzel insanların yüreğine sığınma isteği olduğunu insan çıplak yalnızlığa çarptığı zaman daha iyi fark ediyor. Bu fark edişin kişiye telkini şu; İnsan kendi gündemini, önceliklerini ve iç sesini başkalarının fayda gördüğü küçük beklentilere geçici olarak da olsa bırakmamalı. İnsan fıtratı, karşısındakinden sağladığı faydayı sürdürülebilir hale getirdiğinde sıradan bir durum gibi kanıksayıp olağanmış sayabiliyor. Sorunu giderildiğinde endişe ettiği konu-durum önemsizleşiyor. Hayatın zorluklarına karşı direncimizi artırmaya katkı sağlayan biri bir başka zorlukla karşılaşıncaya kadar vefasızlıktan muaf olamıyor. Oysa vefa bize has bir kavram, kadirbilirlik, insanlık ailesi içinde bizi özetleyen tek kelimelik bir cümledir. İnancımız kanaatimizin dayanağını, temelini oluşturuyor. Bir insan birinin derdine hasbi olarak çare olup, fayda sağlayıp, sinesinde güller açacak şekilde hayatına dokunuyorsa, yeryüzünün, gökyüzünün kayıtlarını tutanların tebessümüne mazhar oluyor demektir. Ancak insan ömrü sınırlı, hayatına dokunmak istediğiniz insan sayısı çok olduğunda yazar olarak bildiğinizi, deneyiminizi, birikiminizi hamule haline getirip, muhatap olmak isteyenlere aktarabilir ve kalıcı kılabilirsiniz. Hepimiz sonuçta bir ömür yaşıyoruz. İçini iyi ni ...

DEVAMI
GÜNÜN YAZISI:

  ANDELİP-MABED


      Siz kaç zamandır kulağınızdan kalbinize ağan ve saba makamında icra edilen o lahuti sesten mahrumsunuz? Şöyle bir nefes alıp düşündüğünüz oldu mu? Seherin serininde, şehir ve mahlûkat kan uykuda iken, pencerenizi, birden, büyük harfle ve davudi sesle tıklatıp, doğanın ayini başlıyor der gibi, Andelip(¹)-Bülbül- eşliğinde, ey insan, kuşlar nafakalarını çıkarmak için rengârenk seslerle başlıyorlar güne, sen insansın şafak sökmeden nasiplenmelisin.  Bedenini taşıyan, gömüldüğün yatağa, uyuşukluğuna ve mahmurluğun o dayanılmaz sefasını biraz daha uzatmak için kışkırtan İblisin cerbezesine kanma. Hayata herkesten önce gözünü aç, sen uykudayken de dünya dönüyordu. Karanlık; kusurları örten ve uykusuz geçen gecelerin hüküm geceleri olduğu zaman dilimi değil midir? Biten gün, kapatılan ve veya ertelenen hesapların hazırlık evresi değil midir? Emanet olan bedenimizi sağaltma ve gelecek zorluklara hazırlama fırsatı değil midir? Kalk, kendinle yüzleş, hayatın ana unsuru olan su ile yun ve arınmanın eşiğine diz kır. Yoksa insan Andelip’in adını unuttuğu gibi sesini de mi belleğinden sildi. Sadece ramazan gecelerinde sazsız koro eşliğinde ve disiplin içerisinde okunan ilahilerin sözlerinde mi yaşatılıyor adı? Kulağınız saba makamında bülbül sesinden mahrumsa iç sesinizi ne ile akort edeceksiniz ki?

    Erguvan mevsiminde doğa, yeryüzünün bütün makamlarında görüntüsü ile insanlığa rengini haykırırken, temkin vaktinde başlayan efsunlu ses, ikinci dizeden itibaren kulağınızdan, kalbinize açtığı yolda, ılık ılık akarak, dalga dalga Arş’a tırmanır. Hal ehline malum olsa da, heyhat, çağımızın hayat tarzı, zorunluluklar zincirinin sarmalına aldığı insan bedenini, hırpalayarak miskinleştirirken mecal bırakmıyor ki. Akşam pelteye dönmüş ceset halinde, görüntü aygıtı, sihirli kutunun karşısında, direncinin son kırıntısını da bırakan günümüz insanı, başını yastığa koyduğunda, yukarıda kurmaya çalıştığımız cümlenin muhatabı olmayı nasıl gerçekleştirebilir ki? Konunun diğer cephesine bakarak soruları çoğaltırsak, acaba ülkemizde, kaç mabedin bahçesinde, ağaçlarda bülbül sesi eşliğinde sabah eda edilir ki? Ankara’nın KOCATEPE CAMİİ ağaçsız ve kuşu olmayan ülkenin tek ve en büyük mabedidir desem, acaba bu mabedi yapanlara, içine sığınanlara, kalbinden, zihninden ANDELİP sesi geçer mi?

   BAHÇESİZ MABETLERDE BÜLBÜL SESİNDEN MAHRUM, İBADET YAPANLARIN FERYADI HANGİ SES TONUYLA VE HANGİ MAKAMDA ARŞ’A ULAŞIR Kİ? Bugün, Koca Sinan’ın şaheseri Süleymaniye Camii bile bülbül sesinden mahrumsa ve bundan şikâyetçi benim gibi avare, divaneler kalmışsa çocuklarımıza merhamet ve aşkı nasıl anlatabiliriz ki?

     Kültür tarihimizin övüncü saydığımız, canın ve cananın feryadını terennüm eden bülbülün sesini bizim yaş kuşağından kaç kişi hatırlar ki?  Okullarımızda çocuklarımıza bülbülün niçin feryat ettiğinin hikâyesini anlatan öğretmenlerimizin yüzde kaçı bülbülün sesine aşinadır ki? Yoksa artık annelerde çocuklarına içinde bülbül geçen ninniler söylemiyorlar mı? Hayatın belirtisi sestir. Ses=çocuktur. Gürültünün insandaki sabır ve direnci sinsice törpüleyen etkisinin iletişimi kopardığı nasıl fark edilecektir ki?

    Yaşanılan yerin köy ya da şehir olması sonucu değiştirmiyor. Bu ülkede yeryüzünü şereflendiren insanın ilk duyduğu ve kalbinin yıkandığı efsunlu ses, iktidarını hangi hezeyanlarını hırsla seslendiren gürültülere, ne zamandan beri terk etti? Biteviye bir koşuya koşulan insan, dünya kaygıları uğruna neyi sırtladığının farkında mıdır? Canın, cananın aşkına, figanı ile tanıklık eden bülbülü unutan insan kulağından kalbine giden yolu köreltmez mi? Uygarlık insanın eseridir. Bülbülün hayat bulduğu ortamı talan ederek, imara açan ve inancı yeşertme iddiasındaki anlayışın yaptığı mabetlerde, hangi kuşlar, hangi makamlarda öter ki? Atalarımızın binlerce yıldır emek vererek, fedakârlık yaparak, bedel ödeyerek ortaya çıkardığı şaheserleri ve şehrin kimliğini gizemli bir tabloya dönüştüren, sınır çizgilerini gösteren siluetinde ve gergefle işlediği mabetlerini insansız ve Bülbülsüz bırakanlar, sevda ehli ustaların bizlere emanet ettiği ve kıyamete kadar giderlerini de vakıflar aracılığı ile temin ettiği bu şaheserlerin duvarlarında asılı o ağır vakıf bedduasının muhatabı olmazlar mı?

15.04.2013

(¹)Andelip; Bülbül

 

 

Haberler
MERHABA  
Ana sayfaya "Günün Yazısı" bölümü eklendi...  
İlhami Çiçek - Münzevi yaşadı, münzevi öldü...  
  [1]  
Aktif Forum Konuları
Başlık (!) Konuyu Açan Okunma
  İlhami Çiçek'in Diğer Yarısı Korkut 753
  GÜLÜŞÜNÜZ SABIKALIDIR yolcu 781
İstatistikler
Toplam Okunma: 100231
Toplam Üye: 27
Son üyemiz: kader55
Online kişi: 1
Online üyeler:


Anket

Eklenmis Anket Yok!
  
www.mehmetlatifcicek.com
www.mehmetlatifcicek.com
www.temalar.com