Menü
       Ana Sayfa
       Forum
       Dosyalar
       Dökümanlar
       Üyeler
       Önerilen Siteler
       Arama
       Hakkımızda

En Çok Okunan 10 Döküman
 
1 HÛTAME 1811
2 İÇLİK 1773
3 EY TALİP 1766
4 GÖZ AĞRISI 1761
5 Satranç Dersleri 3 1759
6 Satranç Dersleri 6 1716
7 Satranç Dersleri 4-5 1702
8 SATRANÇ DERSLERİ - 1 1698
9 AMAROK 1609
10 Satranç Dersleri 8 1591
 

Son Eklenen 10 Döküman
 
1 BAHŞI 341
2 HAVA-SIZLANMA 370
3 ÖLÇÜ-KADER 511
4 ISSIZLIĞI ÜNLEMEK 683
5 ÇEVRE BENİM 765
6 ÇEVRE ve ŞEHİR 957
7 BAYRAMINIZ BAYRAM 1120
8 HÛTAME 1811
9 Satranç Dersleri 8 1591
10 Satranç Dersleri 7 1469
 


En Çok Bakılan 10 Dosya
 
1 Göğekin 1537
2 HAVA-SIZLANMA 363
3 İlhami Çiçek - Münze 184
 

Son Eklenen 10 Dosya
 
1 İlhami Çiçek - Münze 184
2 HAVA-SIZLANMA 363
3 Göğekin 1537
 
MERHABA

Merhaba Sevgili Okuyucular,

İnsan; hayatı anlamlandıran kavramların toplamıdır. Aşk, sevgi, emek, değer, paylaşmak, cennet-cehennem vb.. Öleceğini bilen tek canlı insanın ömrünü hayat yapan şey, içini doldurduğu kavramlardır. Gözümüzü açtığımız dünyayı algılamak, öğrendiklerimiz ve tanık olduklarımızı anlamlandırarak bizden sonraki kuşaklara aktarmak bizi insan yapan özelliklerimizdir. Hayatın merkezine insanı koyan bir anlayış sınırlarımızı belirliyor.

İletişim araçlarının yaygınlaşması ve kullanım kolaylığı, hayatın karşımıza çıkardığı zorluklara karşı gösterdiğimiz tepkilerin kamuoyunda internet aracılığı ile paylaşılma fırsatı veriyor. Bu site duyargaları açık, insanla ilgili, insani olan değerlerin paylaşılarak çoğaltılması için kuruldu. Kanaatleriniz, görüşleriniz bizim için önemli, çünkü emeğin yeryüzünde kutsanması adına gösterilen gayretleri dillendirilen site olmak varlık nedenlerimizden biridir.

Eğitim, tarih, edebiyat, şiir, roman, hikâye, mizah, senaryo ve güzel sanatların her türü takipçilerimizin katkısıyla herkesin kullanımına sunulacaktır. Zaman içerisinde sanatın bütün dallarında doyurucu yayın yapmak ve hayatı yaşanılır kılma mücadelesine karınca kararınca katkı sunmak bizi mutlu edecektir.

Ağabeyim şair İlhami Çiçek’in adına 1990 yılında bastırdığımız göğekin kitabını siteye üye olanların indirme fırsatı olmasının yanında, bugüne kadar şair hakkında bilinmeyenlerin, aile olarak, edebiyat tarihine girmesi ve gelecek kuşaklara doğru anlatılması için, hakkında yayımlanan her türlü yazı, metin, şiir vb.. yayımları da bulabileceğiniz bir dosya hazırlıyoruz. Zaman zaman merhum şair hakkında yayıma hazırlamaya çalıştığımız kitabın içeriğinden parçalar da paylaşıma sunulacaktır. Şair hakkında elinde belge, bilgi, resim ve her türlü metin bulunan site takipçileri bunları gönderirlerse katkılarını kamuoyuna duyurmaktan memnun olacağız.

Cumhuriyet dönemi eğitim tarihinde önemli bir kurum olan Köy Enstitülerinin, 1950 mezunu olan, eğitimci, babam öğretmen merhum Kemal Çiçek'in hayat hikayesini ileride yayımlayacağız. Aynı zamanda Doğu Anadolu insanının makus talihini sabırla ve ilmek ilmek örerek yenmek için nasıl mücadele verdiğini okuyacağız.

Yarım yüz yıl önce vefat eden, Erzurumlu şair Ali Özden’in Doğu Anadolu'nun ücra beldelerinde Sağlık Memuru olarak çalışırken, tanık olduğu olaylar ve insanların dramlarını, türk edebiyatının en müstesna dalı olan hiciv türünde yazdığı şiirlerle anlattığı kitabını bölgede alan araştırması yapan tarihçilere de kaynak olacağı inancıyla yayımlıyoruz.

Zaman içerisinde kamuoyu gündemindeki konularla ilgili anketler düzenlemek, sonuçlarını paylaşmak sizlerin katkısı ile gerçekleşecektir.

Sağlık ve esenlik diliyoruz.

Mehmet Latif Çiçek

SON EKLENEN YAZI
BAHŞI

Yazı serüvenine uzun bir zamandır, elde olmayan nedenlerle ara vermiştim. Yazma eyleminin aynı zamanda güzel insanların yüreğine sığınma isteği olduğunu insan çıplak yalnızlığa çarptığı zaman daha iyi fark ediyor. Bu fark edişin kişiye telkini şu; İnsan kendi gündemini, önceliklerini ve iç sesini başkalarının fayda gördüğü küçük beklentilere geçici olarak da olsa bırakmamalı. İnsan fıtratı, karşısındakinden sağladığı faydayı sürdürülebilir hale getirdiğinde sıradan bir durum gibi kanıksayıp olağanmış sayabiliyor. Sorunu giderildiğinde endişe ettiği konu-durum önemsizleşiyor. Hayatın zorluklarına karşı direncimizi artırmaya katkı sağlayan biri bir başka zorlukla karşılaşıncaya kadar vefasızlıktan muaf olamıyor. Oysa vefa bize has bir kavram, kadirbilirlik, insanlık ailesi içinde bizi özetleyen tek kelimelik bir cümledir. İnancımız kanaatimizin dayanağını, temelini oluşturuyor. Bir insan birinin derdine hasbi olarak çare olup, fayda sağlayıp, sinesinde güller açacak şekilde hayatına dokunuyorsa, yeryüzünün, gökyüzünün kayıtlarını tutanların tebessümüne mazhar oluyor demektir. Ancak insan ömrü sınırlı, hayatına dokunmak istediğiniz insan sayısı çok olduğunda yazar olarak bildiğinizi, deneyiminizi, birikiminizi hamule haline getirip, muhatap olmak isteyenlere aktarabilir ve kalıcı kılabilirsiniz. Hepimiz sonuçta bir ömür yaşıyoruz. İçini iyi ni ...

DEVAMI
GÜNÜN YAZISI:

  GÖZÜNÜN KURDU

         Yeryüzünde kaybedenlerin tarihi öksüzdür, kayıtlardan muaftır. Bu coğrafyada, muktedirler ve hükümranlar tarihin öznesi, yönetilenler ise figüranlar olarak yer alır. Müslüman ahali tebaadır, kuldur. Varlığını, erdem saydığı geleneksel dini inancının öğretisine bağlamış ve devletine kul olmuştur. İnsanın cüz-i iradesi devletin külli iradesine tabiidir. Hristiyan ve diğer dinlere mensup azınlıklar ise özel hukuka tabiidir. Osmanlı devletinde bu durum 18.yy. sonuna kadar böyle gelmiştir. Bu nedenle, bugün iktidarların aldığı kararlara karşı gösterilen toplumsal tepkileri doğru okumak için tarihte yaşananların, toplum belleğinde karşılığını doğru okumak gerekir. Bugünlere taşınan kaygı, korku ve öfkelerin toplumun bilinçaltına hangi darbelerle yerleştiğine ve gerekçelerine göz atmak,  belleğimizi yoklamak kanaatimizce bir zorunluluktur.

          Osmanlı devletinin son yüz yılı, geri kalmışlığın nedeni olarak gösterilen bu anlayışın batı eli ile sorgulandığı devirdir. Fransız ihtilali ile Avrupa kıtasında başlayan bu akım; imparatorun mutlak iradesine karşı yoksul halkın ve ticareti elinde tutan burjuvazi öncülüğünde, isyanı sonucu elde ettiği kazanımlar olarak ifade edilebilir. Bu akım kısa sürede bütün Avrupa’ya yayılmıştır. Birey özgürlüğü, mülkiyet hakkının hukuki teminata alınması ve İmparatorun kilise ile birlikte oluşturduğu iktidarına son vermiş ve laik hukuk düzenini kurmuştur. Liberalizm ve milliyetçilik siyasi düşünce olarak ihtilalle gelişmiştir. Osmanlı imparatorluğu gibi çok ulustan meydana gelen, yerleşik düzeni ve zengin kaynakları olan ülkeler bu durumdan en çok zarar gören ülkeler olmuşlardır.

           Kapalı ekonomisi olan, birden çok ulusu barındıran Osmanlı Devletinin geçmişte ekonomisini elinde tutan ve gücü olan azınlıklar, her dönem dini mensubiyetleriyle batının doğal müttefiki ve işbirlikçisi olmuşlardır. Bağımsız devlet olma istekleri, milliyetçi fikirleri uygulamaya koymak için isyan etmelerini kolaylaştırmıştır. Avrupa’nın desteklediği azınlıkların başkaldırması, içte güvenliği tehdit etmiş ve toplumsal ahengi bozmuştur. Savaşlarla, toprak kaybından dolayı yaşanan göçlerle, asli unsur olan Müslüman tebaa hükümran bir devletin, onurlu sahibi olduğu duygusunu, yani özgüvenini kaybetmeye başlamıştır. Süreç 1820 li yıllarda, batı bölgesinde Mora isyanı ile başlamış ve Girit’e yayılmıştır.  Yanya Valisi Tepedelenli Ali Paşa isyanı bastırmış ancak bu kez kendisi bağımsızlığını ilan etmiştir. İsyanı ile baş edemeyen devlet valinin kellesini almış ama kısa süre sonra o bölgeyi kaybetmiş ve bugünkü Yunanistan’ın kuruluşunu engelleyememiştir. Türklere soykırım uygulanmış ve bölge İngiliz, Fransız ve Rusların desteği ile kısa sürede Rumlaştırılmıştır. Bu tarihten sonra Balkanlar barut fıçısı olmuş, elden çıkıp, birçok bağımsız devlet kuruluncaya kadar Türkler için tarihin gördüğü en büyük zulümlerin yaşandığı coğrafyaya dönüşmüştür. İsyan azınlıklarla kalmamış, dört yüz yıl vilayetimiz olan Mısır’ın Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşanın başkaldırması, devleti ve saltanatı tehdit eder boyuta gelmiştir. Oğlu İbrahim paşa komutasındaki isyancıların Kütahya’ya kadar gelmesi üzerine, acze düşen ve çaresiz kalan devlet, ezeli düşmanı Rusya’dan yardım talep etmiştir. Çünkü padişah ve saltanat tehlikeye girmiştir. İstanbul’da İstinye sırtlarına beş bin Rus askeri İstanbul’u ve padişahı korumak için çadır kurmuştur. On bin Rus askeri ise Sivastopol şehrinde hazır tutulmuştur. Batıda, balkanlarda ve doğuda, Kuzey Afrika da ki topraklarda devletin hükümranlığı kâğıt üzerinde kalmış ve kaybedilen her toprak parçası Müslüman tebaanın zihin dünyasında ezikliği kalıcı hale getirmiştir.

           Osmanlı devletinde geleneksel yönetim şeklinin devlet katında yetersizliğinin sorgulandığı bu dönem, batılıların baskısı ile önce Islahat fermanı, sonra Tanzimat fermanı yayımlanarak sürmüştür. Mutlakıyeti sonlandırma, padişahın yetkilerini sınırlandırma ve sorunların çözümünü batılı usullerle gerçekleştirecek kurumlar aracılığı ile modernleşme başlatılmıştır. Tanzimat Fermanı ile hukuktan, ekonomiye, eğitimden dış politikaya ve askeri konulara kadar çok köklü değişiklikler yapılmıştır. Böylece modernleşme ve merkezi devleti güçlendirme devlet politikası olmuştur. Ancak savaşlar ve içeride başlatılan isyanlarda yaşanan felaketler, alındığı varsayılan tedbirlere rağmen devlet gücünü zaafa uğratmıştır. Durumu gören batılı devletlerin elçileri padişaha ve sadarete, her konuda akıl verme ve içişlerimize doğrudan müdahale etme cesareti bulmuşlardır.

           Asya’da ki kurduğumuz devletleri ve uygarlığı saymazsak, biz ki bu coğrafyada üç kıtaya, bin yıl hükmetmiş, irfanı ile savaş stratejisi ile dünyaya ve mensubu olduğu dinin yorumlarını İslam dünyasına nas gibi kabul ettirmiş bir milletin torunlarıydık. Buğday başağını kıble belleyen, kitaba eş tutan bir anlayışı düstur sayardık. Sırtını doğunun irfanına kapatan, ancak yüzünü döndüğü batının albenili cazibesinden, kamaştığı için gözünü açamayan ve bu nedenle görme sinirleri meflûç olan bir millete nasıl dönüştük? Sorusu, yönetenlerin ve toplumun gündemine girmiştir. Uğranılan felaketleri,  acıları, belleğine kaydeden ve özgüveni sarsılan toplumun yaşadığı bu kırılma devlet yönetimindeki anlayışın da sorgulanmasını zorunlu kılmıştır. Osmanlı seçkinleri, geri kalmışlığın ana nedenini askeri alanda alınan yenilgilere bağlamış ve batının ilim ve tekniğini alma niyetini batılı kurumlar oluşturarak göstermiştir. Bin yıllık örf ve inancını besleyen, buyurgan bir devletin hükümran olan ve kendini asli unsur sayan Türkler sahip olduğu varlıkların hızla elden gitmesinin yanında, yüzlerce yıl yaşadığı toprakları terk etmek zorunda kaldığı için, devletin gerçekleştirmeğe çalıştığı bu değişimi hemen içselleştirmemiştir. Beş yüz yıl önce fethedilen topraklarda, ödenen bedellerle sahip olunan varlıkların kısa sürede ve çok büyük acılar çekerek, zulme uğrayarak elden çıkması, insanımızın mevcudu koruma kaygısında dolayı muhafazakâr olarak nitelendirilmesine yol açmıştır.

          Batı ise sömürgeciliğin sağladığı sermaye birikimini Fransız ihtilali ile sanayileşmeye evirilmesini sağlamıştır. Fransız devrimi iktidarı kilise ve imparatorun elinden almış, laik hukuku, kişi hak ve özgürlüklerini, insanların mülk edinmelerini ve mülklerinde tasarruf yapabilmelerinin önünü açmıştır. Gelişen sanayisine hammadde deposu ve pazarı olarak gördüğü Osmanlı devletini her taraftan kuşatmak ve yıkmak için başta askeri olmak üzere bütün kurumlarını harekete geçirmiştir. Hristiyan tebaanın yoğun olduğu bölgelerde isyanlar çıkarmıştır. Devletin güçlü olduğu dönemde ekonomik faaliyetlerin önemli unsuru olan Hristiyan tebaanın içine devletin acze düştüğü dönemde bağımsız devlet kurma düşüncesini sokmuştur. Bu harekete İngiltere ve Amerika’da katılmış ve yüzlerce misyoner okulları olarak kolejler açılmıştır. Azınlıkların modern eğitim imkânları ile öğrenim görmeleri, nitelikli insan yetiştirerek, Osmanlıdan koparılacak topraklar üzerinde kurulacak devletlere kadro yetiştirmiştir. Nitekim 1870 yılında Merzifon’a kolej açmak isteyen Amerikalı misyoner George E. White hatıralarında kendisine” ta Amerikalardan buraya- Merzifon’a- bu kadar masraf yapıp neden kolej açıyorsunuz” sorusuna ; Biz bu okulda, bu coğrafyayı önümüzdeki yüz yıl yönetecek kadroları yetiştireceğiz..diyerek sömürgeci niyetlerini ifade etmiştir. Nitekim Ermeni Taşnak partisinin çoğu kadrosu bu okuldan mezun olmuşlardır. Öte yandan 1838’de İngiliz Ticaret sözleşmesi ile İngiliz dokuma fabrikalarının ucuz emek ürünleri ülkeye gümrüksüz girmiştir. O tarihe kadar kendi ihtiyacını geleneksel usullerle üreterek, iç pazara göre üretim yapan on binlerce dokuma tezgâhı beş yıl içerisinde kapanmıştır. Kapalı ekonomi ve sosyal hayat sürdüren toplum bu haksız rekabete hazırlıksız yakalanmış, dışarıda toprak kaybı, içeride ilkel ve yüksek maliyetli üretim yöntemlerine karşılık ucuz mal ithali, hassas olan ekonomik yapıyı bozmuştur.  Örnekleri çoğaltmak yazının sınırlarını aşar. Ancak arka arkaya gelen yenilgiler, toprak kaybı ve ekonomideki bozulma devletin Müslüman tebaa üzerindeki mutlak iradesini sarsmıştır. Batının üstünlüğü, toplumun yaşadığı felaketler, acılar ve buna karşın devletin zaafının genel kabule dönüşmesi ile bilinçaltına yer etmiştir. Bir diğer ifadeyle toplumsal ezikliğimiz kolektif hale gelmiştir. Savaşlar, esaretler, yıkımlar, zulümler Anadolu’da bu durumu veciz olarak ifade eden “insanımızın gözünün kurdunu kırmıştır” sözü ile ifade edilebilir.


15.07.2013

Haberler
MERHABA  
Ana sayfaya "Günün Yazısı" bölümü eklendi...  
İlhami Çiçek - Münzevi yaşadı, münzevi öldü...  
  [1]  
Aktif Forum Konuları
Başlık (!) Konuyu Açan Okunma
  İlhami Çiçek'in Diğer Yarısı Korkut 783
  GÜLÜŞÜNÜZ SABIKALIDIR yolcu 811
İstatistikler
Toplam Okunma: 104060
Toplam Üye: 29
Son üyemiz: oğuz alkan
Online kişi: 2
Online üyeler:


Anket

Eklenmis Anket Yok!
  
www.mehmetlatifcicek.com
www.mehmetlatifcicek.com
www.temalar.com