Menü
       Ana Sayfa
       Forum
       Dosyalar
       Dökümanlar
       Üyeler
       Önerilen Siteler
       Arama
       Hakkımızda

En Çok Okunan 10 Döküman
 
1 HÛTAME 1737
2 Satranç Dersleri 3 1712
3 İÇLİK 1702
4 EY TALİP 1697
5 Satranç Dersleri 6 1664
6 SATRANÇ DERSLERİ - 1 1652
7 Satranç Dersleri 4-5 1652
8 AMAROK 1565
9 Satranç Dersleri 8 1549
10 Satranç Dersleri 7 1422
 

Son Eklenen 10 Döküman
 
1 BAHŞI 287
2 HAVA-SIZLANMA 323
3 ÖLÇÜ-KADER 471
4 ISSIZLIĞI ÜNLEMEK 636
5 ÇEVRE BENİM 698
6 ÇEVRE ve ŞEHİR 896
7 BAYRAMINIZ BAYRAM 1064
8 HÛTAME 1737
9 Satranç Dersleri 8 1549
10 Satranç Dersleri 7 1422
 


En Çok Bakılan 10 Dosya
 
1 Göğekin 1472
2 HAVA-SIZLANMA 313
3 İlhami Çiçek - Münze 131
 

Son Eklenen 10 Dosya
 
1 İlhami Çiçek - Münze 131
2 HAVA-SIZLANMA 313
3 Göğekin 1472
 
MERHABA

Merhaba Sevgili Okuyucular,

İnsan; hayatı anlamlandıran kavramların toplamıdır. Aşk, sevgi, emek, değer, paylaşmak, cennet-cehennem vb.. Öleceğini bilen tek canlı insanın ömrünü hayat yapan şey, içini doldurduğu kavramlardır. Gözümüzü açtığımız dünyayı algılamak, öğrendiklerimiz ve tanık olduklarımızı anlamlandırarak bizden sonraki kuşaklara aktarmak bizi insan yapan özelliklerimizdir. Hayatın merkezine insanı koyan bir anlayış sınırlarımızı belirliyor.

İletişim araçlarının yaygınlaşması ve kullanım kolaylığı, hayatın karşımıza çıkardığı zorluklara karşı gösterdiğimiz tepkilerin kamuoyunda internet aracılığı ile paylaşılma fırsatı veriyor. Bu site duyargaları açık, insanla ilgili, insani olan değerlerin paylaşılarak çoğaltılması için kuruldu. Kanaatleriniz, görüşleriniz bizim için önemli, çünkü emeğin yeryüzünde kutsanması adına gösterilen gayretleri dillendirilen site olmak varlık nedenlerimizden biridir.

Eğitim, tarih, edebiyat, şiir, roman, hikâye, mizah, senaryo ve güzel sanatların her türü takipçilerimizin katkısıyla herkesin kullanımına sunulacaktır. Zaman içerisinde sanatın bütün dallarında doyurucu yayın yapmak ve hayatı yaşanılır kılma mücadelesine karınca kararınca katkı sunmak bizi mutlu edecektir.

Ağabeyim şair İlhami Çiçek’in adına 1990 yılında bastırdığımız göğekin kitabını siteye üye olanların indirme fırsatı olmasının yanında, bugüne kadar şair hakkında bilinmeyenlerin, aile olarak, edebiyat tarihine girmesi ve gelecek kuşaklara doğru anlatılması için, hakkında yayımlanan her türlü yazı, metin, şiir vb.. yayımları da bulabileceğiniz bir dosya hazırlıyoruz. Zaman zaman merhum şair hakkında yayıma hazırlamaya çalıştığımız kitabın içeriğinden parçalar da paylaşıma sunulacaktır. Şair hakkında elinde belge, bilgi, resim ve her türlü metin bulunan site takipçileri bunları gönderirlerse katkılarını kamuoyuna duyurmaktan memnun olacağız.

Cumhuriyet dönemi eğitim tarihinde önemli bir kurum olan Köy Enstitülerinin, 1950 mezunu olan, eğitimci, babam öğretmen merhum Kemal Çiçek'in hayat hikayesini ileride yayımlayacağız. Aynı zamanda Doğu Anadolu insanının makus talihini sabırla ve ilmek ilmek örerek yenmek için nasıl mücadele verdiğini okuyacağız.

Yarım yüz yıl önce vefat eden, Erzurumlu şair Ali Özden’in Doğu Anadolu'nun ücra beldelerinde Sağlık Memuru olarak çalışırken, tanık olduğu olaylar ve insanların dramlarını, türk edebiyatının en müstesna dalı olan hiciv türünde yazdığı şiirlerle anlattığı kitabını bölgede alan araştırması yapan tarihçilere de kaynak olacağı inancıyla yayımlıyoruz.

Zaman içerisinde kamuoyu gündemindeki konularla ilgili anketler düzenlemek, sonuçlarını paylaşmak sizlerin katkısı ile gerçekleşecektir.

Sağlık ve esenlik diliyoruz.

Mehmet Latif Çiçek

SON EKLENEN YAZI
BAHŞI

Yazı serüvenine uzun bir zamandır, elde olmayan nedenlerle ara vermiştim. Yazma eyleminin aynı zamanda güzel insanların yüreğine sığınma isteği olduğunu insan çıplak yalnızlığa çarptığı zaman daha iyi fark ediyor. Bu fark edişin kişiye telkini şu; İnsan kendi gündemini, önceliklerini ve iç sesini başkalarının fayda gördüğü küçük beklentilere geçici olarak da olsa bırakmamalı. İnsan fıtratı, karşısındakinden sağladığı faydayı sürdürülebilir hale getirdiğinde sıradan bir durum gibi kanıksayıp olağanmış sayabiliyor. Sorunu giderildiğinde endişe ettiği konu-durum önemsizleşiyor. Hayatın zorluklarına karşı direncimizi artırmaya katkı sağlayan biri bir başka zorlukla karşılaşıncaya kadar vefasızlıktan muaf olamıyor. Oysa vefa bize has bir kavram, kadirbilirlik, insanlık ailesi içinde bizi özetleyen tek kelimelik bir cümledir. İnancımız kanaatimizin dayanağını, temelini oluşturuyor. Bir insan birinin derdine hasbi olarak çare olup, fayda sağlayıp, sinesinde güller açacak şekilde hayatına dokunuyorsa, yeryüzünün, gökyüzünün kayıtlarını tutanların tebessümüne mazhar oluyor demektir. Ancak insan ömrü sınırlı, hayatına dokunmak istediğiniz insan sayısı çok olduğunda yazar olarak bildiğinizi, deneyiminizi, birikiminizi hamule haline getirip, muhatap olmak isteyenlere aktarabilir ve kalıcı kılabilirsiniz. Hepimiz sonuçta bir ömür yaşıyoruz. İçini iyi ni ...

DEVAMI
GÜNÜN YAZISI:

  YİTİK


Bugünün altmış yaş civarı nesli kendi çocukları ile sağlıklı iletişim kuramama sorununu çözme konusunda başarılı değildir ve bu sorunu çocukluk dönemlerinin hatıralarına sığınarak öteliyor. İletişim kurmaya çalıştığı dilde ve mukayesede ölçü; doğal olarak kendi yaşadıkları, yaşayamadıkları, hayıflanmaları, hayatın taşrasına savrulmuş ve yarım kalmış hayatlarıdır. Bu gerçek belki her neslin karşı karşıya kaldığı açmazdır. Hayattan beklentileri çoğu kez kendisi dışındaki koşullardan ötürü gerçekleşmediğine veya ertelendiğine inanan bu nesil, bu konuda çok ta haksız sayılmaz. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra gelen ve geleneksel hayatın kabul görmüş değerlerine göre yetişkinliğe geçen bu nesil yokluğu, yoksulluğu, çaresizliği ortak dış payda, bu imkânsızlığa karşı direnmek ve mücadele etmek için sabır, tahammül, fedakârlık, hoş görme, paylaşma gibi kavramları iç payda olarak hayat tarzı yaptı.  Sosyal hayatı kapalı toplum halinde sürdürürdü. Gündelik hayatın karşılarına çıkardığı her türlü zorluklara kaderdaş olarak ve birbirlerine omuz vererek direnilirdi. Yokluklar paylaşılırdı, diğerkâm olmak toplumda kurulan ahengin anahtar kavramı idi. Devlet dediğimiz en üst iradenin her türlü tasarrufuna, çoğu kez sorgulamadan uyulurdu. Zaman içerisinde yaşanılan olağanüstü haller ki( deprem, doğal afetler, Kıbrıs savaşı gibi) insani değerlerin sınandığı, test edildiği hallerdir ve bu hallerin çoğundan inandığı değerlerden aldığı güçle ve yüzlerinin akı ile çıkılırdı. Bu konularda yaşadığımız dönem içerisinde, hepimizin çevresinde tanık olduğu o kadar çok olay vardır ki.  Rahmetli babamdan dinlemiştim; Kıbrıs Harekâtı (nedense devletimiz savaş yerine Harekât demeyi uygun gördü, 12 Eylül müdahalesine de Harekât demişlerdi) başladığında, Doğu Anadolu da bir köyde dört koyunu olan bir köylü ilçeye geliyor ve iki koyununu devlete vermek istiyor, cepheye gidecek yaşımı geçtim, bari bir faydam olsun savaşan Mehmetçiğe diyor. Toplumda bu ve benzeri olaylar göz yaşartıcı duygulara yol açsalar da aslında insanımızın doğal ve olağan halleri idi. Deprem veya benzeri afetlere karşı da toplumun sahip olduğu ve adeta genlerine kodlanmış değerler üzerinden yapılan fedakârlığına çok tanık olmuşsunuzdur.  Adapazarı, Yalova, Gölcük, Kocaeli, Erzincan depremlerini hatırlayalım, herkes seferber oldu, felaketzedelere kucaklar açıldı ve acıları paylaşıldı, yaraları sarıldı. Toplumun yaşattığı değerler fırtına ile bora ile denendi ve bazen felakete zamanında müdahale de geç kalan devlete karşı kırgınlığını aleniyete dökmedi, tahripkâr olmadı. 

Yaşanılan olaylar belleğe hangi ruh halinde kaydedilirse benzer hal ile karşılaşıldığında hatırlanması daha kolay olur diyor psikoloji bilimi. Son iki yüz yıldır bu coğrafyada yaşayan insanlar acıların her çeşidi ile karşılaştı, sınandı, hemhal oldu, bu nedenledir ki müziğimiz de oyun havaları bile dikkatli bir kulakla dinlendiğinde ince bir kederi terennüm eder ve şiirimiz firaklıdır.  Denilebilir ki Sosyologların, toplum bilimcilerin üzerinde mutabık kaldıkları konu, bu coğrafyada şehirleşememenin, modernleşememenin bedelini en çok bu nesil ödedi, halen de ödemeye devam ediyor.

Bugün büyük şehirlere yığılan nüfusumuzun geçen zaman içerisinde aynı hasletleri ne kadar koruduğu konusundaki kaygılarımız ortak paydaya dönüşmüyor mu? Çocuklarımızdan başlayarak, çevremizle arzu edilen seviyede sağlıklı iletişim kuramamanın çözümünü nasıl bulacağız? Hüznü, sevinci, coşkuyu, endişeyi besleyen duygulardaki benzeşmeyi sessizce yitiriyor muyuz? Cevabını aradığımız soru şudur; Belleğimiz nerede? Yitiğini arayan ve yıllardır Kesikbaş(¹) gibi yaşayan bizler, her geçen gün artan içimizdeki yoksulluğu ne zaman fark edeceğiz? Bugün yüzümüzü hangi yana çevirsek mütebbessim ve mütevekkil çehreler yerini mülkiyet duygusunu tecessüm ettiren yüzlere terk etmiş. Hayatı sayılarla tarif etmek bir ifade biçimidir ama sayıları kutsayarak yaşamak bizi bizden uzaklaştırmıyor mu?

Toplum olarak mücadelemizin payandası belleğimize kaydettiğimiz tecrübelerimizi bugünün nesline aktarmak için ipucunu mu kaybettik? “Zan’dan kaçının” kutlu sözü dışımızdaki insanlarla olan iletişimde ön yargıyı önleyici bir surdu, çağın insanımızda açtığı en büyük gedik, geçen zaman içerisinde bu surun taşlarını teker teker söküyor. İletişim de uzay çağını yakalayan bugünün toplumu insanların paniğinden pay toplayan sistemi fark etmek zorunda. “Cümlemizin öznesi insan” belleğinin yeryüzündeki en önemli hazinesi olduğunu elbet fark edecek, zulasındaki ipucunu görecek.  Başka seçenek yok, çünkü kaygımız ve umudumuz çocuklarımız. 

İnsan var oldukça umut var olacaktır.

05.06.2012

(¹)Kesikbaş efsanesi Süleyman Çelebi’nin ”Mevlit” inde geçer, Anadolu da yaşayan bir efsanedir.     

 Firak;A.i, Hüzün, keder..

 

Haberler
MERHABA  
Ana sayfaya "Günün Yazısı" bölümü eklendi...  
İlhami Çiçek - Münzevi yaşadı, münzevi öldü...  
  [1]  
Aktif Forum Konuları
Başlık (!) Konuyu Açan Okunma
  İlhami Çiçek'in Diğer Yarısı Korkut 742
  GÜLÜŞÜNÜZ SABIKALIDIR yolcu 770
İstatistikler
Toplam Okunma: 98844
Toplam Üye: 27
Son üyemiz: kader55
Online kişi: 1
Online üyeler:


Anket

Eklenmis Anket Yok!
  
www.mehmetlatifcicek.com
www.mehmetlatifcicek.com
www.temalar.com